
“Yoksun ya,sabahı sabah ediyoruz yine birlikte Hâlâ ölümüne sevdalılar sana, Gözlerinden yakamoz toplamayı özleyen Marmara’nın o küçük yelkovan kuşları.”
Gittiğin günden sonra bir ben kaldım bu limanda bir de, ateş böcekleri sol yanımda
Bitkin pervaneler misali, kendime dönüp duruyorum sessiz bir ayin edasıyla, yokluğuna kuruyorum zamanı
Yan komşum bir berduş …”İçer misin kardeş “ diyor her gece uzanırken o soğuk, boyasız banka elinde bir şişe Marmara şarabı
“İçmiyorum, dudaklarından sonra hiçbir tada alışamadım”
Sızıyor, bitince rutin şarkısı derin uykuya dalarken, kesiliyor mırıldanmaları
Artık kadrolu oldu, öğrendim Cemil’miş adı yanık Cemil, hoş, niye anlatıyorsam sana bunları..
Mütemadiyen tek başıma giydiriyorum kız kulesi’nin o eşsiz gelinliğini, maviyle danslarını izliyorum her gece, öyle karşılıyorum ilk ışıkları
Çöpçüler de alıştı artık martılardan sonra geliyorlar ekseri, toplamak için can kırıklarımı
“Hoş, neden anlatıyorsam bunları sana, şimdi İstanbul’da yağmur zamanı”
İlker PAMUKÇU Nisan/09 İstanbul. ---Gittin / Oysa ben dudaklarında ölmeye dünden meyilliydim.***
|