Seni seviyorum nidalarıyla kim yaklaşmaya çalışıyorsa yanıma, püskürtme teknikleri keşfediyordum hiç üşenmeden uyguluyordum sonra.
“Aşk iki kişinin ortak yalnızlığı paylaşmasıydı nasıl olsa”
yanmak vardı mirim işin ucunda öyle böyle değildi hem bir gülüşe aldanıp körü körüne ya da takılıp bir göz süzüşe, yatmak ayrılık ertesi zindanlarında.
“Hiç çıkmamak muhtemelen koyardı da adama”
işte bu yüzden ırak yeğdi, Çoğu zaman yakından Hem, kim çekecekti onca cefayı Kuytularda bekleştim yıllar yılı Sessiz, kulak kirişte kıpırdamadan.
"Sis buluttan ağırdı fikrimce o günlerde, aşk’ın pembe hali külliyen kuyruklu yalan”
sessizliği karıştırıyordum kale surlarımın harcına ne top işliyordu, ne tüfek evvelden gelen anlatıya göre, sert bir harpti ya, aşk denen o cenk.
kolaydı ilk başlarda direnmek, uzak tutmak ateşi yüreğin zırhından görmek için bakmamışlığın rahatlığında ya gözünün üstünde kaşı vardı hepsinin, ya da, iyi öpemiyorlardı çatlamış dudağımdan.
ta ki, çıkana dek karşıma o afet-i devran Sonrasında ne kale kaldı, ne sur, ne siper, ne kalkan kabul inandım gerçek aşk varmış ve yediğinde o ilk oku, neye uğradığını şaşırıyormuş insan.
anladık ıskalama lüksün yokmuş Eros yazmışsa insanın alnına bir defa Yaradan iyi de, kevgire çevirdin be kardeşim, yeter, el aman….
İlker PAMUKÇU
|