Sessizlik; engin bir deniz ne sığ, ne mavi alabildiğine siyah rengi vurgun yemek işten değil en koyusundayken yüreğin lal hali
bir anafor bu farkındayım tam da merkezindeyken tarifinden azadeyim derinliğini
ağır ağır nüfuz ediyor bedenime kanser gibi ilerliyor öldürmeye niyetli keder parçalıyor anbean hücrelerimi
çoğaldıkça göz bebeklerimde acının kalabalığı kum gibi biraz irin, biraz kanla tüketiyorum günleri
böyle rezil zamanlarda yarım şiirlere sarıp defnediyorum düşlerimi keder dev dalgalarıyla kefenliyor acının mabedindeki metruk zihnimi
susmak; hüznün en yalın hali kusursuz bir neşter misali her dem taze yaralarımın kabuğunu kaldırıp fütursuzca açığa çıkartıyor özlemlerimi
ölüme eşdeğer aslında sefil bir zaman aralığında durmadan tekrarlanan bu seremoni bir nebze ışığa hasret soğuk avuçlarıma gömüyorum gözlerimi
yanık bir kırlangıç kanadıdır yorgun ellerim şimdi asılamıyor hayatın küreklerine fersah fersah uzaklaşırken umut ucu bucağı yok bu döngünün sanki
ha gayretle geçiyor ömür dilim, dudağım lal kesiği
“kara göründü!” nidalarını özledim direnmelere yaslıyorum biteviye viran cismimi ne olur, "deniz bitti" de! hadi, azat et beni artık sevgili.
|