Omzunda eskimiş deri çantası Her kuşluk vakti Ağır aksak adımlardı sokağı Fırıncı Ziya’dan ilk simitleri Büfeci Sefa’dan sabah postasını alırdı
Kıstırırken gazeteyi koltuk altına Kaldırıp başını tebüssümle bakardı Geçen mayıs geçmedi bir sabah Öğlen üzeri verildi salası
Son vasiyetiydi bana şair İsmet’in Aynı yerde açıyorum tezgâhını Buyurunuz efendim! Bir simit parasına şiirlerim var Martılar aç,insanlar sevgisiz kalmamalı.
*Yaşam dediğin bir tebessümden ibarettir,koşulsuz sevmektir aslolan.Şiir sevgidir,aşktır."
Seni seviyorum nidalarıyla kim yaklaşmaya çalışıyorsa yanıma, püskürtme teknikleri keşfediyordum hiç üşenmeden uyguluyordum sonra.
“Aşk iki kişinin ortak yalnızlığı paylaşmasıydı nasıl olsa”
yanmak vardı mirim işin ucunda öyle böyle değildi hem bir gülüşe aldanıp körü körüne ya da takılıp bir göz süzüşe, yatmak ayrılık ertesi zindanlarında.
“Hiç çıkmamak muhtemelen koyardı da adama”
işte bu yüzden ırak yeğdi, Çoğu zaman yakından Hem, kim çekecekti onca cefayı Kuytularda bekleştim yıllar yılı Sessiz, kulak kirişte kıpırdamadan.
"Sis buluttan ağırdı fikrimce o günlerde, aşk’ın pembe hali külliyen kuyruklu yalan”
sessizliği karıştırıyordum kale surlarımın harcına ne top işliyordu, ne tüfek evvelden gelen anlatıya göre, sert bir harpti ya, aşk denen o cenk.
kolaydı ilk başlarda direnmek, uzak tutmak ateşi yüreğin zırhından görmek için bakmamışlığın rahatlığında ya gözünün üstünde kaşı vardı hepsinin, ya da, iyi öpemiyorlardı çatlamış dudağımdan.
ta ki, çıkana dek karşıma o afet-i devran Sonrasında ne kale kaldı, ne sur, ne siper, ne kalkan kabul inandım gerçek aşk varmış ve yediğinde o ilk oku, neye uğradığını şaşırıyormuş insan.
anladık ıskalama lüksün yokmuş Eros yazmışsa insanın alnına bir defa Yaradan iyi de, kevgire çevirdin be kardeşim, yeter, el aman….
İhtimal vermediğim yerden kırıldı Yüreğimin fay hattı İnsan biriktirdiğimi sandığım o cenahtan En yumuşak yerimden yani Hayret! Bu nasıl ağır bir acı.
Kapitalist düzenin babaları Tapınmanız bittiğinde paraya İşte o zaman anlayacaksınız O değildir gerçek Tanrı
Basmamak için ipek halılarınıza Yürümüyorken yanınızda İnadına vuruyorum suratınıza Zira benim ellerim, Sizin vicdanınız nasırlı
"Bazen ne kadar konuşsam O kadar susmak istiyorum"
Söylemeden edemiyorum Hangi paranız satın alabilir Candan bir tebessümü Yani bir güzel söz kaça gidiyor bu ara? Kuru ekmeğe soğan banmışlığınız var mı?
Topunuz girip kol kola Yıkmak için benliğimi Önde dalkavuklarınız Defalarca saldırdınız Santim kımıldamadım yerimden Köklerim sağlamdır Boşa çıkarmam ondandır çabalarınızı
Ey, paraya tapan ağalar! Yekününüz kaç okka eder Hakk meclisinde? Ya, eşek yüküyle istif paranız Kurtarır mı hesabınızı?
Ben besmelesiz ekmek kırmazken Siz fütursuzca adam doğrarsınız Beyhude işler bunlar Kesmez kılıçlarınız başımı
Kaldıysa bir nebze vicdanınız İnsan biriktiriniz beyler Paraya tapınmaktan vazgeçin O değildir asıl Tanrı...
Annem... Gül kokulum, Ağlayarak uyandım bu sabah, Yastığım ıslak,gözlerim buğulu. __Anne!...Anne!...diye bağırdım. Niye cevap vermedin annem? Nasıl öldü derim sana?
Bugün şaçlarımı ören olmadı, Biliyor musun? En son pişirdiğin ekmeğin kırıntılarını yedim, Boş boş... Düştüm okul yoluna. Yetim diyorlar bana, o ne ki? Nerdesin annem?
Sana nasıl öldü derim? Saçlarının kokusu duruyor yastığında, Kıyafetlerine sarılıp ağlıyorum. Bugün gibi kokuyorlar,taptaze... Zayıf bedenimi dik tutmaya çalışıyorum. Ağlamıyorum başkalarının yanında. Ve merak etme annem, Emanetlerine iyi bakıyorum.
Zeynep uyuyamıyor geceleri, Konuşamıyor, hasretin onu da zorluyor Annem yokluğun çok zor... Yüreğim küçük daha, Acını taşıyamıyorum, Yüzüm gülmüyor....
Anneler günüymüş bu pazar, Herkes sarılacak,hediyeler verecek annesine, Bense kara toprağa sarılacağım ANNE diye Bir gelincik getireceğim sana hediye, Annem... Yandı içimde bir yerler. Söndüremiyorum....
Çok erken oldu vedan, Genceciktin sen annem... Nasıl unuturum acını, Ne derim Zeynebine,badem gözlüne? Söyle annem; Abla annem nerde derse ne derim? Ben bu yükü nasıl kaldırayım annem?
Ne olur gel gittiğin o kara geceyle, Dua et benim gibi, Bıraksın Rabbim seni bize. Kara gözlü annem... Toprak soğuk,toprak sert, Korkma annem,yalnız değilsin Yüreğimi gönderiyorum sana....
Dün en sevdiğin battaniyeni getirdim mezarına, Üşüme diye Örttüm toprağını, Geceler ayaz hâlâ Taşlar dizdim kenarlarına Rüzgar götürmesin diye, Canım annem iyice sarın,üşütme oralarda....
Yarın gelirim gelinciğimi de alıp, Yumarım gözlerimi yine, Ninni söylersin bana,duyarım... Biliyorum çok uzaklardasın Ama senin kalbin de bizde, Canım annem, Yüzün cennetin en güzel gülü olsun Melekler de kutluyordur seni annem, Anneler günün kutlu olsun......
Kim bilir nasıl olacak böyle Kim saracak annem bizi sen gibi, Kim kucaklayacak söyle! Ellerim yanıyor anne Dua’ya açtığım ellerim yanıyor, Boğuluyorum gözyaşımın selinde
Anne meraklanma sen Meraklanma anne Dimdik duracağım, okuyacağım Yıkılmayacağım bu cahillik içinde Okuyup avukat olacağım anne
Hala kızıyla konuştuk, Öğretmen olacakmış o’da anne Emmi oğlu doktorluk istiyor Zeliha ah! Zeliha ölmeseydi mühendis Ama anne, Zeliha daha küçüktü,küçücüktü Zeliha nergis
İnadına anne,inadına okuyacağız Kimseler ölmesin,öldürülmesin, Zeliha’lar da gün görsün diye Sen rahat uyu kınalı annem Direneceğiz,direnerek büyüyeceğiz biz Cehaleti bitirmek için elele Söz sana ,söz işte Adam gibi adam olacağız bu memlekette...
" Şimdi size söyleyeyim. Mesela benim bavulumda neler var. Bir defa tabii Orhan Veli var. Öyle sanıyorum ki Orhan Veli bizim en güzel şairlerimizden biri. Çok genç öldü, yazık oldu ama, ölümsüz."
Nazım Hikmet
Dokunma! Ne yanımdan tutsan Dağılırım dostum bu gece, Konuşacak olsam; Denizaşırı bir memlekete çıkar sesim Kimseler sahiplenmez, Kıyılar beni saklar.
Uzun yıllar öncesindendir yorgun ıslığım Özgür martılarla buluşur ne dem, Hasretim diner işte o zaman İşte o zaman tamamlanır döngü, Çiçek açar ellerim, Çığlık çığlığa ağlarım.
Yaşamaksa; Veli gibi olsun yaşamım Doldurup hokkamı Boğaziçi'nden, Bir parça kâğıtta kalmadan son şiirim Hayatı olabildiğince solumalıyım.
"Şüphesiz gelecektir beklenen ölüm"
Ölüm dedim de; Adam gibi, Yani Nâzım gibi Yüz yıl öncesinden aşk’la "Yeşermek için memleket çocuklarının ellerinde", Dokunmak için iki satır dudaklarına, Saman sarısı kâğıtlara şiirler yazarım.
Gün gelir, bir mecliste anılırsa adım Birkaç satır benden okunsun İşte o zaman tamamlanır bu döngü, İşte o zaman bir martının kanadıdır otağım.
“Yoksun ya,sabahı sabah ediyoruz yine birlikte Hâlâ ölümüne sevdalılar sana, Gözlerinden yakamoz toplamayı özleyen Marmara’nın o küçük yelkovan kuşları.”
Gittiğin günden sonra bir ben kaldım bu limanda bir de, ateş böcekleri sol yanımda
Bitkin pervaneler misali, kendime dönüp duruyorum sessiz bir ayin edasıyla, yokluğuna kuruyorum zamanı
Yan komşum bir berduş …”İçer misin kardeş “ diyor her gece uzanırken o soğuk, boyasız banka elinde bir şişe Marmara şarabı
“İçmiyorum, dudaklarından sonra hiçbir tada alışamadım”
Sızıyor, bitince rutin şarkısı derin uykuya dalarken, kesiliyor mırıldanmaları
Artık kadrolu oldu, öğrendim Cemil’miş adı yanık Cemil, hoş, niye anlatıyorsam sana bunları..
Mütemadiyen tek başıma giydiriyorum kız kulesi’nin o eşsiz gelinliğini, maviyle danslarını izliyorum her gece, öyle karşılıyorum ilk ışıkları
Çöpçüler de alıştı artık martılardan sonra geliyorlar ekseri, toplamak için can kırıklarımı
“Hoş, neden anlatıyorsam bunları sana, şimdi İstanbul’da yağmur zamanı”